Konuşan Mezarlar

Koyu gölgeli bir ağacın dibine oturup alnında biriken terleri mendiliyle sildi. Derin bir tefekküre daldı. Mezardakilerin hallerini düşünüp kaygılandı. Yüreğine ılık bir şeyler aktı, gözleri sulandı. Biraz sonra sakallarından aşağı gözyaşları inci gibi yuvarlanıp eski mezarın toprağına döküldü.
Sevgili Peygamberimiz kabir konusunda ne buyurmuştu? “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur.” Şimdi burada dilsiz yatanlar, acaba hangisinde?
Acaba bunlar dünya hayatlarında neler yaptılar? Nasıl inandılar, nasıl yaşadılar? Şimdi Cennet bahçelerinde zevk mi ediyorlar? Yoksa Cehennem çukurunda azap mı çekiyorlar? Bir meraktır içini kapladı. Keşke bir şeyler anlayabilsem, öğrenebilsem ne olurdu?
Bu eski mezarlıkta kimler yatıyor? Zenginler, fakirler, iyiler, kötüler, zalimler, günahkârlar…
 
Allah’ım (c.c) bizi ve burada yatanları af ve mağfiret eyle. Rahmetini, mağfiretini üzerimizden eksik etme!

Bu düşünceler içindeyken uyku bastırdı. Her gün bu saatlerde sünnet olan bu uykuya kendini alıştırmıştı. Kıbleye, sağ tarafına yattı. Başını yaşlı ağaç kütüğüne koydu. Dualar mırıldanırken gözleri dallara, yapraklara doğru kaydı. Sanki o yapraklarda birer ölmüş insanın isimleri vardı. Sanki onları okumaya çalıştı. Uyku iyice bastırdı. Gözleri kapandı. Derin bir uykuya daldı.
Rüyasında mezardakileri gördü. Güya kendisi de ölmüş. Orada bulunan kabir arkadaşları hâl diliyle kendisine bir şeyler anlatıyorlar. Geriye dönüşü olmayan, dünya hayatlarını, çaresizliklerini, nasıl aldandıklarını, halen hayatta olanlara gıpta ettiklerini. Hepsini, hepsini?..
Hep birden anlatınca bir şey anlamadı. Sırayla dinlemek için en uçtaki bir numaralı mezar taşına yaklaştı.
 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.